ZEKİ ARSLAN' IN DÜNYASINDA


Zeki Arslan'da özgünlüğü belirgin bir düzen hazzıyla bütünleştiği görülen soyutlanmış uzay tasarımları, form dünyasının oluşumunda kaotik bir enerjinin hem belirlenen hem de belirleyici olan sürecini aydınlatmaya yöneliyorlar. Bu kaotik düzen tasarımlarına düşünce ve duyarlılık düzlemlerinde kaynak görevi üstlenen etkenlerse, çağdaş dünya resmiyle gizli gizli hesaplaşmayı göze alabilen bir biçim mantığının çizgi ve renk kanıtlarında temelleniyor.

Zeki Arslan, resim sanatıyla ilişkisini güçlendiren tüm evrelerde, bu kaotik enerji tasarımlarını doğrulayan araştırmalardan uzak kalmıyor ve teknik uygulama süreçlerinde maddesel katılım değerlerinin gizemli işlevler yüklediği deruni bir ustalığın izlerini düşürmesini biliyor.

Zeki Arslan'da strüktürel renk birimlerinin espas içinde dağılım koşulları da ekspressif amaçların ancak irreel planda doğrulandığı bir resimsel oluşum kadranına uyum gösteriyorlar. Yüzeyin dokusal biçimlenişinde renge özgü yoğunlaşma, kayma ve sıçrama ögeleri, tasarımın kesin bir devinim aktivitesiyle çerçevelenmiş duyarlık alanlarına kazandırdığı titreşimlerle belirleniyor. Bu türden bir soyut yapılanmayı, bu struktür içinde seçilebilir her parça birim yönünden sağlanmış müzikal uyum doğrultusunda yorumlayıp değerlendirmek mümkündür, ancak çeşitlenerek farklılaşan düzen birimleri arasındaki iç bağlantıları irdelemek, müzikalite kavramının pasif içerik sorunsalına baskın çıkabilen ve Zeki Arslan'ın resmine çok daha etkin değer boyutları sağlayan bir yaklaşım olabilir kanısındayız.

Zeki Arslan kompozisyon anlayışı yönünden çağdaş soyutlama fantezilerinin zihin ve renk kaynaklarında temellen dirdiği bireysel haklara çekinmeden bir yenisini katıyor. Kaotik enerji patlamalarının öngördüğü tekmil düzen birimlerinde, doğa ve figür çağrışımlarının bulunabilme olasılığı hemen hemen hiç yok. Bu yüzden realiteye ilişkin viznel tereddütlerin kırıldığı, gerçek bir soyutlama düzlemine yerleşiyor Zeki Arslan.

Resimlerin farklı renk alanlarında dış krater çemberlerinin aşıldığı bir derinlik araştırmasına da girişiliyor. Resimsel enerjinin kaotik cevherine yönelen bir sondajı 'içsel dışavurum' kavramının boyutlarına sığdırmak ya da indirgemek de pek anlamlı görünmüyor. Bu yüzden kaotik enerji cevherinin hem belirlenen hem de belirleyici olarak nitelediğimiz karmaşık sürecine eğilmek gereği doğuyor.

Tek tek düzen birimleri arasında sürekli çeşitlenmesine kavuşan resim dizilerinin sanatçı ile malzeme değerlerine malolan zihin ve duyuş katmanları arasında, belirleyen ve belirlenen kategorilere ilişkin sorunlar yaklaşımın esasını oluşturuyorlar. Zeki Arslan diyagonal parça akışları ya da birer parça birim niteliğine kavuşturulmuş renk ögelerinin anafor risklerine karşı, bakış açılarının kendini koruyabileceği bir destek yumuşamasına da yanaşmıyor elbet.

Yorum risklerinin göze alınmasını gerektiren yamaçlar, anaforlar, çatlaklar, belki içeriksel düzenin kuramsal oluşumuna fırsat verebilecek özgün bir biçim terminolojisinin de hazırlığını gerçekleştiriyor. Zeki Arslan'da yerel bir pitoreskin gizli çağrışımlarına imkan verebilecek, irreel içerik özlerinin katman aralıklarına sızmış deneyimler de saklanıyor. Dokunun kabaca bir serbestlik içinde oluşum özgürlüğü nihai finissage sürecinde hiç bir ihmale uğramadan yerel gerçekliğini doğruluyor.

Espas tasarımlarında belirlenme süreçlerinin tümüne, sanırım yerel algılanma anılarının da etken izleri düşüyor. Zeki Arslan kendi sanatsal geçmişinde enerji eksenleri oluşturan temel biçim verilerinin anılarını çağdaş bir duyuş atağıyla evrensel ufuklara yöneltiyor ve farklı bir iklim ortamında boygösteren enerji kaosunun resim düzenini belirleyen çoşkularında karar kılıyor.

Zeki Arslan'ın yaşadığı yabancı ortam koşullarında bağlarını hiç bir zaman yitirmediği ülke gerçekleriyle, kültürel entegrasyon sorununa getirdiği katkı hakları da belirtilmeden geçilmemeli diyoruz. Özelikle Almanya'da yaşamını sürdüren Türk sanatçısının seçkin bir düzeyde benimsenme koşuluna uygun olan Zeki Arslan örneği, çağdaş evrensel sanat içinde Türk'lere özgü geleneklerin kavranması gibi sorunsallarla da ilintili bulunuyor.

Bu sorunsalların Almanya'da yerleşen Türk cemaatine ilişkin politik tercihler ya da bunun dışına taşan diğer yaklaşımlar açısından çözümlere ulaşabileceğini sanmıyoruz. Türk sanatçıları yoğun etkinlik çabaları içine girdikleri geçmiş yıllar içinde, kendilerine özgü bir kuramsal sistemi gerçekleştirememiş ya da kendi aralarında nitelik ve değer hiyerarşisinin geçerlilik kazandığı bir birlik kuramamış olabilirler. Genelde Türk sanatçılarının Alman sanat ortamına egemen olan güncel akım değerlerinin paylaşılmasını öngörmekle yetinmektedir. Fakat bu noktada beliren çözüm güçlüğü de yeterince çarpıcıdır. Çağdaş evrensel sanatın post-modernist oluşumlarla belirlendiği yeni koşullar bile yerel, ulusal, hatta etnik farkları içinde barındırmaktadır.

Teknoloji alanında ilerlemiş batı ülkeleri çağdaş dünya sanatı üzerinde hakettiklerinden fazlasını iddia etmek eğilimindedirler. Oysa dünya üzerinde yalnız belli bir bölge sanatının tarihi değil, tüm bölgesel sanatların ayrı ayrı tarihi vardır. Çağdaş Batı sanatının geçen yüzyılın sonunda kendisini yenileme imkanı bulduğu koşulları, Avrupa dışında kalan kültürlere borçlu olduğu düşünülürse, bu gerçeğin anlamı daha iyi kavranıabilir.

Almanya'nın çeşitli kentlerine dağılmış olarak yaşayan Türk sanatçılarının, çağdaş Alman sanatının son yıllarda gösterdiği büyük üslup performansından etkilenmemeleri düşünülemez. Gerçekte Türk sanatçılar geleneksel bir biçim iradesine bağlı oldukları kadar, sentez anılarıyla dolu bir geçmiş deneyimine de sahiptirler. Almanya'da yaşayan Türk sanatçıların, Türkiye ortamında resmi çalışmalarını sürdürenlerden farkı, çağdaş sanata entegre olmanın daha elverişli ve yakın bir zeminini bulmuş olmalarıdır. Son iki yüzyılda çağdaşlaşma sürecini yaşayan Türk kültürünün Batı kentlerinde yaşayan sanatçılar eliyle kazandığı deneyimler, sentez iradesine her zaman büyük bir hız ve soluk kazandırmıştır.

Türk sanatçılar açısından Alman kent ortamlarının önemi de ayrıca vurgulamaya değerdir. Bu ortamlardan edinilen deneyimlerin, sözgelimı son yüzelli yılda yaşantı ve sanat atmosferinin paylaşılmaya çalışıldığı Paris'ten çok daha köklü sonuçlar vermesi beklenebilir. Bu da Almanya'da son otuz yıl içinde yeni baştan çağdaş batı ile tanışan Türk topluluğunun oluşturduğu koşulların bir eseri olabilir. Paris'te yaşanmış olan deneyimler, tek tek bireylerin ulaşabildiği bazı değer ölçütleriyle sınırlıdır. Buna karşılık Almanya'da çalışan Türk sanatçıların, mensubu oldukları cemaat aracılığıyla, Türkiye'nin çağdaş oluşumlarına dinamizmini kazandıran tarihsel ve geleneksel kökenlerle ilintisi çok daha belirgin bir anlam taşımaktadır.

Şüphesiz bu noktada ressamların da içinde bulunduğu Türk aydın çevresinin yabancı bir ülkede yaşama sorununa bilinçle eğilmelerinde yarar vardır. Bu da Almanya'daki Türk toplumunun daha yüksek bir düzeyde kültürleşerek Alman toplumu içinde entegrasyon kolaylığına erişebileceği bir düzeyi amaçlamak demektir.

Ulusal benlik ve kimliğin korunabilmesi ise var olan gerçeklerin deskripsiyonuyla gerçekleşmiyor. Bu ortam içinde realist yorumların toplumsal sorunlara belli bir ışık tutabileceğinden söz edilebilir, ama bunun da ötesinde Türk sanatçıları bağlı oldukları geleneklerin özüne ya da ruhuna dair özgün simgeler ve işaretler oluşturmakla yükümlüdürler.

Kendi ülkesinin tarihsel deneyimlerini çağdaş sanatın form özgürlüğüyle belirlenmiş gündemine getirmeyen hiç bir sanatçı, bireysel bir üslubun çağdaş anlam ve değerini kanıtlayamaz. Ancak çağdaşlık tüm tarihsel biçim serüvenlerinin kabuğu kırılarak, bunlarda saklı olan içerik gizemlerinin dilini kurmaya dönüşmüştür.

Bu açıdan bakıldığında zaman da tüm dünya ülkelerinin sanatçıları, tarihsel biçim geleneğinden kopmuş Türk sanatçıları kadar, geçmişi çözümleme güçlüğü karşısındadırlar. Bugün her zamankinden daha çok, her çağdaş sanatçı kendi dilinin farkında ve bilincinde olmak zorundadır ve bu dillerden hiç biri bir başkasından daha üstün değildir.

Bu genel tartışmanın ışığı altında da, ressam Zeki Arslan'ın kaotik bir biçim enerjisinin espas tasarımlarını oluşturan içerik özü ve mantığıyla kendi irade geleneğini çağdaşlaştırma risklerini göze aldığına bir kez daha değinilebilir ve bu resimlerin daima donuk standartları aşan kriterlerle irdelenmesi önerilebilir.

Sezer Tansuğ

sergi yazıları sayfasına dönüş

Zeki Arslan'ın homepage'ine